Tüm araştırmalarıma rağmen bu konu ile ilgili bulabildiğim tek yazı olan Can Hacıoğlu’nun yazısını aktarıyorum
Kentimizde yeni açılan ESPARK`ı detaylı bir şekilde gezmedim.Kentimizde yeni açılan ESPARK`ı detaylı bir şekilde gezmedim. Kentimizin değerli hukuk insanlarından Suat Baraş`ın söylemesi ve fotoğrafı göstermesi ile ESPARK`taki Türkiye haritasını görmüş oldum. Bu fotoğraflar yaklaşık bir yıl önce Amerikanın askeri dergilerinde yayınlandılar. Hani şu meşhur Büyük Ortadoğu Projesi var ya… Proje, çoğunluğu Müslüman ülke olan 22 ülkenin sınırlarını değiştirmek istiyor. Bu projenin Türkiye ayağına gelirsek, ilk etapta Kuzey Irak`ta kurulmaya çalışılan Amerika ve İsrail`in devletine doğu ve güneydoğu Anadolu`muzun bir bölümünü ekleme-ye çalışıyorlar. Yani, arkadaşlar tarafından fotoğrafı çekilen haritanın aynısı harita… Bu harita okuyucularımız hatırlayacaklar, İtalya`daki bir NATO toplantısında Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensuplarının önüne konmuştu. Askerlerimizde İtalya`daki o toplantıdan derhal ayrılmışlardı. Kimilerimiz Büyük Orta Doğu Proje`sinin eş başkanlığı ile övünseler de, ülkemizde yurttaşlarımızın büyük çoğunluğu bu projeye karşıdır. Projeye karşı da mücadele etmektedirler. Projenin Sevr`in yeni bir çeşidi olduğunu söyleyenlerde vardır. Avrupa Birliği`nin bazı haritalarında ve yeni bastıkları paralarda ülkemizin sadece Trakya kesimini almışlar. Yani, aslında hedef Doğu ve Güneydoğu`yu emperyalizmin kurduğu bir devlete bağlatmak. İstanbul`u ise Bizans haline getirmektir. 1920`lerde bizler bu haritayı gördük ve Atatürk önderliğinde verdiğimiz Kurtuluş Savaşı ile tarihin çöplüğüne attık. Eskişehir`de veya başka illerde yapılan YÖK protestolarında bazı kişilerin ellerinde `ana dilde` eğitim vardı. Bu söylemde BOP`un bir parçasıdır. Bugün ülkemi-zde Kürtçe isteyenler tarafından konuşulmaktadır. Açılan Kürtçe kursları kimse gitmediği için kapandılar. Dil uzmanları bu dilin bir bilim dili olamayacağını söylediler. Ama amaç üzüm yemek değil, BOP`un aleti olmaktır. Bilerek veya bilmeyerek… BOP niyetlileri, bugün Misaki Milli içinde yaşayan Türklerin, Kurtuluş Savaşını gerçekleştirenlerden daha fazla olduklarını bilmedirler. Yok zamanda 7 düvele karşı meydan okuyan Şu Çılgın Türkler unutulmamalıdır. İşe siyaset bulaşmıştırGazetemizin önceki gün manşetten verdiği `Vatandaşlara tek tek, vakfa tomarla kredi` haberi üzerine İl Genel Meclis Başkanı Mustafa Pekak, beni iki kez telefonla arayarak, düşüncelerini aktardı. Haberimiz ile ilgili olarak yazılı bir yanıt verdiğini söyledi.
Pekak`ın yazılı yanıtı, bugün kesinti yapmadan gazetemizde yer almaktadır. Yazarımız Ömer Duru`da dünkü yazısında konu üzerinde durdu. Yapılan işin yanlış olduğunu söyledi.
Bende Ömer Hocamın söylediklerine katılı-yorum. Vakfın, internet sitesindeki adresine bakıldığında, vakfı kuran beş kişiden ikisinin aynı partide milletvekili oldukları görülür. Diğer üç kişi ise vakfın başkanının yakın akrabalarılar.
Sayın Valimiz Kadir Çalışıcı konuya bir açıklama getirmelidir diye düşünüyorum. Vilayetin emrindeki, yöneticilerinin tamamı devlet memuru olduğu Sosyal Yardımlaşma ve Daya-nışma Vakfı var. Bu vakıf, zaten dar gelirlilere yardım etmek için kurulmuştur. Para dağıtmak için yeni bir vakıf aramanın anlamı yoktur. Vakfın kamu yararına vakıf statüsü de yokmuş. (C.H) İşte Türk kızından cevap
Yurt dışındaki Türklerin yayınladığı bir dergide, bir yazı okudum. Yazı çok hoşuma gitti. Damarlarında asil kan olan bir milletin ferdinin yaptıklarını sizlerle paylaşmak istedim.
Fransa`da doğan ve öğrenimini bu ülkede sürdüren 16 yaşındaki Türk kızı Jülide Osmanoğlu, Fransız arkadaşlarında Türkiye konusunda üç önyargı görmüş.
Türk kızının, Avrupalı arkadaşları Türkiye`de evlerde suların bile akmadığını söyleyerek, şu üç önyargıyı söylüyorlarmış:”
1- Türkiye geri kalmış bir ülkedir.
2- Türk kadınları türbanlıdır.
3- Tüm Türk erkekleri sakallı ve bıyıklıdır”…
Sadece yaz tatillerinde Türkiye`deki dedesi Tuncay Osmanoğlu`nun yanına gelen ve tatillerinin tümünü Türkiye`de geçiren Türk kızı Jülide üç konu da, net düşüncelerini ve arkadaşlarının önyargılı olduklarını onlara birer uzun mektupla cevap vermiş.
Türk kızı Fransız arkadaşlarına üç konudaki cevapları dışında, şunları görüşlerini de iletmiş:” Ben Türkiye`deki her şeyi seviyorum. Yemeklerini, insanlarını, havasını…
Ben kesinlikle bir Türkiye tarihi ve siyaset uzmanı değilim! Bu nedenle de, ülkenin tüm toplumsal ve siyasal olaylarını açıklayacağım normal bir rapor yazmak yerine Türkiye`yi size, şu an karşınızdaki 16 yaşındaki bir genç kızın kaleminden anlatmaya karar verdim. Umarım bunu başarmışımdır.
Türkiye`yi ziyaret etmemiş kişilerin gözündeki hiç de hak etmediği tuhaf bir ülke görünümünden kurtulur.
Ben Türkiye`de sular akıyor mu? Türkler develerle mi yolculuk yapıyor? Gibi sözler duymaktan bıktım”Avrupa Birliği`ne girmeyi hayal edenlere duyurulur…

Yazının tamamı Eskişehir İki Eylül Gazetesi yazarı olan Can Hacıoğlu’na aittir.

http://www.ikieylul.com.tr/yazar_goster.asp?ne=y27&sira=2733


0 Yorum yapılmış.

Henüz Yorum yapılmamış.

Yorum RSS | TrackBack URI

Yorumunuzu Bırakın

Yorum yapabilmeniz için Sisteme Giriş yapmış olmanız gerekiyor.