Sanki bu bir son. Ama yeni bir başlangıç gibi. Her başlangıcın sonunun olduğu, her sonun da bir başlangıcı olduğu gibi… Marmara’da bir bahar. Diğer baharlardan çok farklı olan bu bahar hala kışın arkasında bıraktıkları ile savruluyor. Bir gülümseyip bir sinirlenen güneş, bir serinletip bir donduran rüzgar, bir sevindirip bir ağlatan bulutlar. Hepsi bu baharda, bu Marmara baharında. Özgürlüğün hiç bu kadar özlenmediği aşikar. Sade zamanlarda öten kargaların sesleri bu bahar ayında özgürlüğün sesi olarak geliyor kulaklara. Uçmak, kanatlanmak, istediğin yere istediğin zaman gidebilmek. Ayakların beyne hükmü ile değil, beynin vücuda hükmü ile yaşayabilmek. Bir halıya basabilmek, rahat bir şekilde sigara içebilmek, gülmek, ağlamak, sinirlenmek…Hepsi hepsi hayat nasıl olsa…Bu hayatın en güzel yanı uyumak olsa gerek. Uyurken her şeyden muaf olmak, düşler aleminde kaybolmak, kirli bir yorgan içerisinde tertemiz duygulara kapılabilmek.
Yapay olmayan tek şeyin düş olduğunu düşünebilmek. Düşüncelere engel olacak hiçbir şeyin olmadığı günün en güzel anları. Sonunun bitecek olmasını bilmek ise büyük bir kırgınlık. Biten günün başında kırgınlıklarla mücadele edebilmeyi öğreniyor insan. Bu mücadele bazen büyük bir muharebeye dönüşebiliyor. Sabah taze ekmek bulabilmek için verilen mücadele ise küçük bir komediyi anımsatıyor. ”Taze ekmek yok abi” diyen cılız bir ses “tamam usta” diyen daha cılız bir ses ile son buluyor çoğu zaman. Bu böyle devam edip gidiyor.
Sigara olayı hiçbir zaman anlaşılamamıştır. Vücut mu sigara istiyor, beyin mi sigara istiyor? Yoksa sigara mı seni istiyor? Artık her kim neyi istiyorsa, ateşe atmaya kıyamasa da insan yakıyor yine bir sigara. Kısa bir düş molası. Emir komuta zinciri geçici olarak bittide dense nikotin vücuda hükmetmeye başladı bile. Emirlerin en güzeli bumu yoksa? Yoksa insan bir sigara mı olmalıydı. Yakılsın, içilsin ve bitip gitsin. Yoksa insan bir sigara mı bu dünyada…
Bu dünyanın nasıl bir şey olduğu konusunda hala bir fikir sahibi olamıyor insan. Ya bilmiyor, yada bilmemezlikten geliyor. Hangi seçeneği seçersek seçelim seçeneksiz son ne yazık ki değişmiyor. Sonsuzluğu hatırlatan bir şarkıda sonsuz olmak, sonsuzluğu yaşamak ve düşlerle kurulu bir yaşamda düş olmak. Zor günlerin ardında huzur nasıl olmuyorsa huzursuz günlerin öncesi de kolay geçmiyor elbet. Bir çok sorunun cevabı karamsarlık gibi gözükse de bu geçici bir çözüm olarak gözüküyor. Çünkü bu dünyada iki çeşit yaşam var. Kalıcılar ve geçiciler. Geçicilerden olmayı bilmek düşlerin en güzeli. Sonu olacağını bilmeden umutsuzca düşünmek değil. Aksine sonunun ne olacağını bilerek sonsuzlukta kaybolmak. Adı geçen sonsuzluk dört dakikalık bir şarkı kadar kısa. Aynı şarkıyı defalarca dinlemek. Zor değil görünüyor işte. Ufuktaki sonsuzluğunda bir sonunun olduğu besbelli. Beyazın içinde siyah, siyahın içinde beyaz olmaya çok yakın bir duygu seli. Başka hiçbir şey değil. Bir kıvılcım bekliyor insan, patlamaya hazır bir bomba olmak istiyor. Korna seslerinden ürken yavru kedinin kaçmaya çalışırken bir kamyon tekerinin altında kalması kadar kısmetsiz bir şey bu. Bir kıvılcım bekliyor insan, balon haberlerle dolu gazete sayfalarında kaybolup gitmek umutsuzluğa umut oluveriyor. Sağdan soldan duyulan kulaktan kulağa dolaşan tekerlemeler, biraz tütün ve biraz çay ile anlamsızca geçip giden bir güne meze oluyor. İşte sonuç Komedi Dans Üçlüsü. Sonra yeni bir gün daha başlıyor. Diğer günden pek bir farkı olmayan bir gün. Geliyor soğuk hava balkanlardan. Yıllardır yaşıyormuşuz balkanlarda. Bir o kadar yakın olup da bir o kadar uzak olmak karmaşık bir düzen. Böyle bir düzenin içinde olmak insanın tabiatını ister istemez değiştiriyor. Milli servet artmış ama cepler hala bomboş. Simit ekmekten pahalı olmuş. Sanal dünya çocukları sanal oğlan oluvermiş. Elektronik çağı almış başını gitmiş. Köpekler kopyalanıp yüz bin dolarlara satılmış. Güneş diye bir çocuk doğmuş. Koltuklar sallanmış, dünyada olup biten bir bilgisayar ekranından öğrenilir olmuş, öğrenciler ağlamış, Butto sevdiklerinin yanına göçmüş, Tekel’in isminin “Çokel” olacağı günlere çok az kalmış, emekliler yol parası ve sigaraya yetmeyecek kadar maaş alacakları için insanlar emekli olmaya korkar olmuş. Memura torpil yapılmış, insanlar sokaklara dökülmüş, İstanbul ve Ankara buldum seni en sonunda derken Ankara’da konser olmuş, yan mahalleden abim gelmiş evde bir bayram havası, annem babam beni çok severmiş. Bir zamanlar uzay filmlerine konu olan yıllar Ay’a ayak bile basamadan geride kalmış. Temel Reis’in ıspanağının konserve satışlarının artması için yapılan bir çizgi reklam olduğu ortaya çıkmış.Aslında ıspanakta abartıldığı kadar fazla demir yokmuş. Sularda fazla klor bulunmuş. Çocuklar isal olmuş. Aynı suyun aktığı yemekhanede aynı yemekler bıkkınlık verir olmuş. Grip olmayan vücuda Gripin ilaç olmuş. Hızlıca geçen kısa sürede uzağı görmeyi engelleyen gözlüğün çıkarılması ile malum kişi çok net görür olmuş. Çevresindeki çok haneli sayılara ulaşan yakınlarının iki elin parmaklarından az olduğunu fark etmiş. “Me Be Çe Ve Şe” bir numaralı insan olmuş. Devir değişmiş ve mişli geçmiş zaman sona ermiş. Böylelikle hiç yararının olmadığı düşünülen bu dünyanın bir yararı keşfedilmiş oluyor. “Or” diye bir şey var. Bugüne kadar İngilizce’de bir bağlaç ve elektronikte bir mantık kapısı olarak kullanırdım. Şimdi bir “Or” daha girdi aklıma. Ama sadece bu dünyada kalacak olması güzel. Birde bunun “Kor” u var. Birkaç bir şey daha var onlar önemli değil belirtmeye gerek yok. Zaten bunların hepsi geçici şeyler. Yada birde geçmeseydi? Geriye sayım başladı bu günlerde 30 rakamından geriye doğru bir sayış bu. Sayım bittiği zaman yepyeni bir hayat başlayacak. 1 günlük bir hayat bu. Kısacık ama bu güne kadar geçen günlerin en doyurucu, en mutlu olanı olacak. O günü düşünmek bile bu kadar güzel ise o gün acaba nasıl bir gündür ? 17-05-2008; O gün olmadı, olamadı. Beklemeye deyecek daha ne günler var önümde. Bekleyelim. Güzeli beklemek, umutların en güzeli nede olsa.
Yoksa insan bir sigara mı olmalıydı. Yakılsın, içilsin ve bitip gitsin. Yoksa insan bir sigara mı bu dünyada…
çok güzel..
günler günlerin ben senin peşinde..bekledik değdi ![]()
Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden?
Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha aşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka…
ORHAN VELİ KANIK
Bu şiiri söylediklerine nazire olsun diye mi yazıyorum? Bilmem bilemem…
Yorumunuzu Bırakın
Yorum yapabilmeniz için Sisteme Giriş yapmış olmanız gerekiyor.




2 Yorum yapılmış.